Aralık 2011
Haftalk Ariv
Per 29 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok

Saç dökülmeleri nedbesiz (skarsız) veya nedbeli (skarlı) olabilir.
Skarsız olan alopesilerin en sık görülen nedeni androgenetik alopesi lerdir. Saçlarda incelmeyle başlayan hastalık erkeklerde daha şiddetli seyreder. Zemininde ırsi bir yatkınlığın olduğu düşünülmektedir. Tedavisinde bazı hormonal ilaçlar kullanılır.
Halk arasında yanlış olarak saçkıran adıyla bilinen önemli bir skarsız alopesi nedeni de alopesi areata dır. Bu hastalığın en sık görülen şeklinde saçlı deride odaklar halinde saç dökülmeleri vardır. Vücudun savunma sistemlerindeki yetersizlik sonucunda bazı enfeksiyon odaklarının tetiklemesiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Kendiliğinden de düzelebilen hastalığın şiddetli şekillerinde kortizonlu ilaçlar ve ışık (PUVA) tedavisi kullanılabilir. Bu hastalıklar haricinde Telogen effuvium denilen aktif dönemdeki saçların bir anda ve çok sayıda dinlenme dönemine geçmesi ile gelişen bir tablo vardır.
Burada yaygın bir saç dökülmesi olur. Saçlar 3-4 ay içinde incelir ve seyrekleşir. Yenidoğan döneminde ve doğum sonrasında fizyolojik olarak görülebilir.
Bundan başka siddetli enfeksiyon hastalıkları, ağır seyirli müzmin hastalıklar, büyük cerrahi girişimler, tiroid bezinin az çalışması, sara hastalığı için kullanılan ilaçlar, hormonlar ve ağır metaller böylesi bir tabloya neden olabilir.
Tedavisinde bu tabloya yol açan etmenlerin ortadan kaldırılması esastır. Bunlardan başka demir, protein, çinko eksiklikleri, radyasyon tedavisi, frengi hastalığı ve mantar hastalıkları skarsız saç dökülmelerine yol açabilmektedir. Özellikle kadınlarda saçların arkada topuz yapılması veya güneş gözlüklerinin sürekli olarak bir saç tutacağı gibi kafada tutulmasının da gerginlik tipi alopesiye neden olabileceği unutulmamalıdır.
Skarlı alopesilerde ise saç kökü tahrip olduğundan skarsız alopesilerdeki gibi saçların yeniden gelme olasılığı söz konusu değildir. Şiddetli yaygın kimyasal veya termal yanıklar, deri kanserleri, ışın tedavileri, bazı şiddetli mantar enfeksiyonları ile bazı ciddi dermatolojik hastalıklar sonucunda görülebilirler.
Sonuç olarak ne söylenebilir?
Saç dökülmesi hangi nedene bağlı olursa olsun eğer bir kişi böyle bir durumdan yakınıyor ise hiç paniğe kapılmadan bir Deri Hastalıkları (Dermatoloji=Cildiye) uzmanına başvurmalıdır. Bazen çözümün çok basit olabileceği unutulmamalıdır.
Per 29 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir.
Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür.
Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur.
Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.
Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır?
Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.
Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir.
Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar.
Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir.
Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.
Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır.
Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler.
Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir.
Diyabetin bulguları nelerdir?
Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur.
Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir. Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur.
Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.
Diyabet tanısı nasıl konur?
Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler:
Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması,
En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.
Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl’ye eşit ya da üzerinde olması.
Gizli şeker nedir?
Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl’nin üzerinde fakat 140 mg/dl’nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır.
Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl’nin üzerinde fakat 200 mg/dl’nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez.
Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.
Per 29 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok

Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu….), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum… gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.
Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin, böbrek… gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.
İyi kolesterol-Kötü kolesterol
Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir (paket edilir).
Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır:1.LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.2.HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır.
Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki kolesterol kadar belirgin değildir.
Yüksek kolesterol nedir?
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risk taşır. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir.
20 yaşın üzerinde Kan kolesterol düzeyi
200 mg/dl’nin altı istenilen düzeydir.
200-239 mg/dl arası sınırda yüksek’tir.
240 mg/dl’nin üstü ise yüksektir.
Kan LDL-kolesterol düzeyi
130 mg/dl’nin altı istenilen düzeydir.
130-159 mg/dl arası sınırda yüksek’tir.
<160 mg/dl’nin üstü ise yüksektir.
Kan HDL-kolesterol düzeyi
35 mg/dl’nin altı düşüktür.
Kanda Kolesterol >200 mg/dl
veya LDL-kolesterol>130 mg/dl
veya HDL-kolesterol <35 mg/dl İSE >RİSK FAZLADIR
HDL-kolesterol yükseldikçe risk azalır. Ortalama HDL-kolesterol düzeyi kadında 55 mg/dl ve erkekte 45 mg/dl’dir yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır.
Kan trigliserid ölçümüne göre sınıflandırma
< 200 mg/dl —-> Normal
200-400 mg/dl —-> Sınırda yüksek
400-1000 mg/dl —-> Yüksek
> 1000 mg/dl —-> Çok yüksek
Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir.Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır.
Kolesterol niye yükselir?
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları:
1.Kalıtımsal Faktörler
2.Gıdalar
3.Şişmanlık
4.Stres
gibi faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kolesterol düzeyi artar. Kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyi artar.
Kolesterol yükselmesine yol açan hastalıklar
Bazı hastalıklarda kolesterol düzeyi yükselir. Bu hastalıkları ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
1.Kalıtsal yağ metabolizması hastalıkları
A.Hipotiroidi: Tiroid bezinin yetersiz çalışması.
B.Karaciğer hastalıkları
C.Nefrit: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları
D.Şeker hastalığı
E.Şişmanlık
F.Bazı ilaçlar
2.Diğer hastalıklar
Kolesterolün önemi nedir?
Kalp ve damar hastalıkları Türkiye’de ve diğer ülkelerde ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlardır. Türkiye’de 6 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl) ve 2 milyon kişide yüksektir (240 mg/dl). Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sıradadır ve yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir.
Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü kalp ve damar hastalıklarını 1 numaralı insanlık düşmanı ilan etmiştir.Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir.
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risktir ve kolesterol yüksekliği bir kardiyovasküler risk faktörüdür. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.
Kardiyovasküler Risk Faktörleri
Kolesterolü yüksek hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:
Hipertansiyon
Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği
Sigara Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
Şişmanlık
Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
Yüksek hematokrit (kanda çok fazla hücre bulunması)
Artmış trombojenik faktörler (kanı pıhtılaştıran faktörler )
İleri yaş
Erkek cinsiyet
Aile öyküsü
Tip A kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, obsesif hırslı ve gergin kişilik)
Östrojen eksikliği
Alkol yoksunluğu (alkol bağımlılığı)
Fibrinojen yüksekliği
Ürik asit yüksekliği
Lipoprotein (a)
Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı
Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem büyük hem küçük tansiyonun yükseldikçe kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır.
Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür.
Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır.
Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir.
Beden kitle indeksinizi hesaplayınız.
Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır.
Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır.
Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye’deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.
Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler.
Yüksek kolesterolün vücuda verdiği zararlar
Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yavaş yavaş (yıllar içinde) damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir.
Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar.Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir,
uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz.
Asıl sorun sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır.Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu hasta koroner by pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir.
Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar.Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir.
Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak gangrene… yol açabilirler.
Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.
Kolesterol-yüksek tansiyon ilişkisi
Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ aynıdır:
Kan damarları. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir.
Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar.
Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.
Per 29 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok

SAĞLIKLI BESLENME
Konuyu Hazırlayan:Hem.Yasemin Yazgünoğlu
Sağlıklı beslenme yeterli ve dengeli beslenmedir.Vücudumuzu oluşturan hücrelerin düzenli ve dengeli çalışması için besin öğelerinden yani yağlar, karbonhidratlar, proteinler, vitaminler ve minerallerden yeterli miktarda almalıyız. Vücudumuzun tüm besin maddelerine ihtiyacı vardır. Tek taraflı beslenmek yani sadece protein veya karbonhidratla beslenmek yanlıştgibi önemli besin maddelerinden de almış olu
|
Beslenme piramidi 5 ana besin grubunu içerir. Piramit en altta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken karbonhidratlarla başlar ve daha az tüketilmesi gereken gıdalara doğru gider. Bu besin grupları karbonhidratlar, mineraller, proteinler, yağ ve şekerdir.Beslenme piramidi gıdaların doğru seçimi için rehberiniz olmalıdır.
|
Karbonhidratlar:Alt grupta yer alan ve sıklıkla tüketilmesi gereken gıdalardır. Karbonhidratlar pirinç, bulgur, makarna gibi tahıllardır.
|
Mineraller: Sağlıklı yaşam için gereklidir. Mineraller (kalsiyum, bakır, iyot, demir, çinko vb.) sebze ve meyvelerde bulunur, hücre korunması ve sağlıklı diş, kemik, cilt yapısı için önemlidir. Mineraller ayrıca kalp ritmi, kan basıncı, vücuttaki sıvı dengesi gibi daha birçok düzenleyici fonksiyonlarda rol oynar.
Proteinler: Vücudun en etkili kalori yakıcı bölümü olan kas dokusunu güçlendirmek açısından çok önemlidir. Protein ette, süt ürünlerinde ve daha az olarak hububat ürünlerinde bulunmaktadır.
Yağ-şeker: Yağ ve şeker, çok az tüketilmesi gereken gıdalardır fakat A, D, E ve K vitaminleri gibi vücudumuz için önemli vitaminleri taşıma görevi yaptıklarından dolayı sağlığımız için yenilmesi de çok önemlidir. Sıvı ve katı yağlar, şeker ve tatlılar bu grupta yer alır.
Yemek yeme alışkanlığımız zihinsel ve bedensel faaliyetlerimizi etkileyen unsurlardan biridir. Sağlıksız beslenme düşünme ve kavrama yeteneğinin azalmasına ve hafıza kayıplarına neden olur. Günde 8 saat uyuduğunuz halde kendinizi yorgun hissediyor, bedensel, zihinsel faaliyetlerinizde çabuk yoruluyor, hafıza ve düşüncenizde azalma görüyorsanız mutlaka yemek yeme alışkanlığınızı gözden geçirin ve aşağıdaki önerilerimize bir göz atın.
Dengeli Beslenme Önerileri:
Doymuş yağ (tere yağ, kuyruk yağı) oranı yüksek besinleri daha az tüketin.Yeterli miktarda doymamış yağ (ay çiçek, mısırözü, soya, fındık, zeytin yağı) almaya dikkat edin. Yarım yağlı süt, yağsız yoğurt tüketin.Yağlı kırmızı et yerine yağsız et, kuru baklagiller (nohut, mercimek, fasulye g
DENGELİ BESLENME KURALLARI
Hayatınızda akılcı bir beslenme rejimi her zaman olmalı. Kilo vermeyi ertelemeyin. Eğer hızla kilo veremediyseniz, hayal kırıklığına uğramayın. Keza çok çabuk kilo kaybederseniz, yeme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz imkansız. Herhangi bir tatlıyı yemeden veya bisküvi paketini açmadan önce kendinize sorun, “Ben gerçekten aç mıyım” eğer cevabınız olumluysa, on dakika bekleyin ve bu soruyu tekrar sorun.
Y iyeceklerinizi haftalık olarak planlayın. Böylece alışveriş yaparken, abur cubur satın almaktan kurtulabilirsiniz.Asla süpermarkete aç gitmeyin. Eğer insanlar tok karnına alışverişe giderlerse, besin değeri daha yüksek yiyecekler alıyorlar. Abur cuburdan da uzak duruyorlar.
D aha hareketli olabilmek için hayatınızda, beslenme rejiminizde değişiklik yapmaktan kaçınmayın.
B ir günlük tutun. Hem ne yediğinizi, hem de ruh halinizi kaydedin. Eğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder. Daima geriye dönüp kendinizi kontrol edin..
H içbir zaman neden kilo vermek istediğinizi unutmayın. Sıkıldığınızda veya diyet yapmaktan yorulduğunuzda eski fotoğraflarınıza göz atın. Ve her verdiğiniz kiloda kendinizi nasıl hissettiğinizi hatırlayın. Değişimin zamanla ve sabırla olacağını hep aklınızın bir köşesinde bulundurun.
G eçmişi değiştiremeyebiliriz ama gelecek için şansımızı deneyebiliriz.
E ğer istemediğiniz halde yemek yiyorsanız, bir dakika sonra kendinizi kontrol altına alabilirsiniz. İradeyi kullanmak, dakikalarla başlar, saatlik, günlük, haftalık, aylık… sürelerle devam eder.
Y eryüzündeki hiçbir yiyecek, sizin kendinizi zayıf hissetmenizden daha lezzetli olamaz.
A rtık biliyorum ki, doğru seçimler yaparsam, zayıflayabilirim. Her an şu soruyu soruyorum: “Buna ihtiyacım var mı, gerçekten onu yemeyi istiyor muyum?
E ğer yemek yemek istemiyorsanız, yemek yiyebileceğiniz bir yere gitmeyin.
S osyal zorunluluk olarak, bir partiye gidiyorsunuz, ne yiyeceğinizi de planlayın
E ğer bir açık büfe ile yüz yüze iseniz, hemen salata bölümüne gidin ve tabağınızı salatayla doldurun. İkinci kez gittiğinizde kendinizi tok hissedeceksiniz ve daha fazla kontrol edebileceksiniz.
H er zaman ölçülü olun. Porsiyonlarınız küçük olsun.
B ol sebze, Az yağ, Bardak bardak su… .
Y emeğe başlamadan önce bir bardak su için ve bu sırada düşünün, “Şu anda yemek yiyorum ama hedeflediğim kilodan uzaklaşıyorum.” Kendi kendinizle yapacağınız tartışmalar işe yarayacak.
B ilinçli bir şekilde yemek yiyin. Yavaş olun. Ağzınıza götürdüğünüz her lokmaya dikkat edin.
H er yemekten sonra dişleriniz fırçalayın. Ağzınızdaki temizlik duygusu sizin bir kaç saat acıkmanızı engelliyor
Per 29 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
diyetin uygulanmasinda 3 onemli adim vardir:
1. Akilci karbonhidrat secimi yapmak, yani yuksek GIyerine dusuk GIli karbonhidratlari yemek
2. Gidalarin yaklasik olarak GIdegerlerini ogrenmek
3. Gunluk karbonhidrat miktarini fazla artirmamak, dusuk GI’li de olsa fazla karbonhidrat almamak.
Bir diyetin basarili olmasi onun devam ettirilebilir olmasina baglidir. Bir sure uygulanip sonra devam ettirilemeyen diyet veya beslenmenin anlami yoktur. Herkesin vucudu, bagirsaklari, gidalari parcalayan enzimleri ayni olduguna gore gida secimi buyuk onem tasimaktadir.
Kilo vermede en onemli konu istah kontroludur. Istah kontrolu icin barsakta sindirimi uzun suren ve bu nedenle kan sekerini hizla artirmayan dusuk GI’li gidalarin secilmesi onem tasimaktadir.
GI’le beslenmeniz demek elinizde hesap makinesi GI hesaplamak, elde tablolar ona gore beslenmek demek degildir. Onemli olan kaliteli karbonhidrat yemektir.
Baslangic Nasil Olmali?
Gunluk beslenmenizde yuksek GI’li gidalar yerine dusuk GI’li gidalar yemek pratik noktadir. Ornegin sabah kahvaltida beyaz ekmek yerine tam bugday ekmegi, tereyagi veya recel yerine yogurt, meyve yenebilir. Yedigimiz gidalar protein, karbonhidrat ve yag icerir. Et ve yumurtada protein coktur. Ekmekte ise karbonhidrat coktur. Tereyagi ise yagdan olusur. Onemli olan cesitli gidalardan farkli olculerde yemektir. Her gidanin GI’ini olcmek imkansizdir. Ornegin et, balik, tavuk, badem, tereyagi, sebzelerin GI’i ihmal edebilir. GI’i yuksek olan gidalardan az yemek kuralimizdir. Ancak dusuk GI’li sosis yememek lazimdir. Bunda doymus yaglar coktur. Yani amacimiz sadece dusuk GI’li gida yemek degildir. Yuksek ve dusuk GI’li gidalar karisik yenirse GI ‘i orta derecede olur. Eger yemeginizde yuksek GI’li gida varsa dusuk GI’li gida ilave edebilirsiniz.
Beyaz ekmek, pasta ve kurabiye yerine bir dilim tam bugday ekmegi, veya uzerine az recel surup yiyebilirsiniz. Bembeyaz ekmek yerine tam bugday ekmegi, cavdar veya kepekli ekmek yiyin. Kahvalti gevregi yerine musli yiyin. Kek veya pasta yerine yogurt yiyin. Beyaz patates yerine tatli patates yiyin.Cips yerine tane uzum veya cilek yiyin. Kruvasan yerine yagsiz sutten yapilmis kapucino icin. Kraker yerine dilimlenmis havuc, biber yiyin. Seker yerine kuru uzum, kuru kayisi, kuru meyve yiyin. Pirinc yerine bulgur,makarna, eriste yiyin.Gazoz ve kola yerine su icin. Seker yerine elma suyu, bal veya fruktoz kullanin
Patates puresi, beyaz ekmek ve beyaz pirinc, kan sekerini, kesme sekerden daha fazla yukseltme gucune sahiptir. Bu nedenle seker yuku az olan tam tahildan yapilmis besinleri yemek daha faydalidir. Boylelikle hem kan sekeri yukselmez hem baska faydalar saglanir.
Tam bugdaydan yapilmis ekmekte daha fazla vitamin ve mineraller vardir. Tam tahillar seker hastaligina karsi koruyucudurlar ve kalp hastaligi gorulme riskini azalttiklari gibi bagirsaklari daha iyi calistirarak kabizligi onlerler.
Gunde en fazla 5 porsiyon ( 5 dilim) ekmek yenmelidir.
Kilo vermek icin onemli beslenme onerileri:
1.Sebze ve meyve yemege fazla onem verin
2. Yag miktarini azaltin.
3. Her yemekte en azindan bir dusuk GI’li gida yiyin.
4. Ogun atlamayin, 3 ana ogun 3 ara ogun seklinde beslenin
5. Yemek sonrasi tatli yerine meyve yiyin
6.Beyaz ekmek yerine tam bugday ekmegi veya cavdar ekmegi yiyin
7.Trigliserit yuksek degilse duzenli olarak ceviz, badem veya findik yiyin
8. Kirmizi eti az beyaz eti cok yiyin
9. Sut urunlerini yagsiz olarak yiyin
10.Yag olarak sadece zeytinyagi yiyiniz
Bir Yemek Tabagi ve Ogunler Nasil Olmali?
Beslenmede en onemli ilke 3 ana ogun 3 ara ogun yemektir. Yani kahvalti, saat 10.30’da ara ogun, ogle yemegi, ikindi ara ogun, aksam yemegi, gece saat 22.00 de ara ogun almalidir.
Bir ogunde yiyeceginiz yemeklerin hepsini bir tabak uzerinde olacagini dusunelim. Bu tabagin yarisisini sebze doldurmali, protein (et veya kuru baklagil) tabagin ¼’nu doldurmali ve geri kalan ¼’u meyve veya yogurt olmalidir.
Kahvalti mutlaka yapilmalidir. Kahvaltida meyva veya meyva suyu, yagsiz sut veya yogurt yenmeli, ekmek olarak tam bugday ekmegi yemelidir.
Ogleyin tam bugday ekmegi, kuru baklagil, balik, yagsiz et, tavuk, buyuk salata, ve meyve yenmelidir.
Aksamlari yemek hafif olmali, sebze, et ve yogurt yenmelidir. Tatli yerine dondurma veya meyve yenmelidir.
Ara ogunlerde asagidakilerden birini seciniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yagsiz yogurt
3.Bir bardak sut
4. 5-6 Kuru kayisi
5.Bir avuc kuru uzum
7.Bir kulah dondurma
8. Bir avuc badem
Nadiren Yenecekler gidalar sunlardir:
1.Yuksek GI’li gidalar (hamur isleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yagda kizarmis, kavrulmus veya sos ilave edilmis yiyecekler
3. Tum yagli gidalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. Icerigi bilinmeyen hazir gidalar
5.Hazir meyve sulari
6.Tatlandiricilar
7.Kahve ve kafein
8.Alkol
9.Gazoz, kola
Ogleyin Kuvvetli, Aksam Hafif Yiyin
Metabolizma sabahlari daha hizli iken aksamlari yavaslar. Bu nedenle aksam yemeklerinin hafif olmasi, sabah ve ogle yemeklerinin biraz daha agirlikli olmasi kilo verme acisindan cok onemlidir. Oysa ulkemizde genellikle, ogle yemekleri bir sandvic veya doner ile gecistirilmekte ve metabolizmanin zayifladigi saatlerde, yani aksamlari daha fazla yemek yenmekte ve bu durum kilo alinmasina neden olmaktadir. Zayiflamak istiyorsaniz bu beslenme seklini tersine cevirmeniz gerekir. Oglen iyi yemeli aksamlari ise az yemelidir. Aksamlari saat 19.00’dan sonra da yemek yenmemelidir. Geceleri yemekten sonra cok acikirsaniz bir kase yogurt icine elma dilimleri koyup yiyiniz, veya 4-5 tane badem veya ceviz yiyiniz. Bunlar acliginizi giderecektir.
Yag ve Protein Ne Kadar ve Nasil Yenmeli?
Yag ve proteinin glisemik indeks degeri yok kabul edilebilir. Ancak yuksek yagli ve yuksek proteinli diyetler insulin direncini artirlar. Bu nedenle de yenen karbonhidratlar kan sekerini bu tur beslen kisilerde daha fazla yukseltir. Yag olarak zeytinyagi yenmeli, tereyagi veya donmus yaglar yenmemelidir. Proteini fazla artirmak da damar sertligi yapar. Gunluk diyette yeteri kadar protein olmalidir. Protein bagirsaklardan gidalarin emilimini azaltir ve daha fazla tok tiutar. Salatalarin icine de proteinli gidalar konmalidir. Protein denince yagsiz sut urunleri, yagsiz tavuk-hindi eti, deniz urunleri, yumurta beyazi, bezelye, kuru fasulye, nohut anlasilmalidir.
Gunluk 65-70 gram proteine ihtiyacimiz vardir. 800-1200 kalorilik bir diyette gunluk protein alimi ideal vucut agirliginin her kilosu icin en azindan 1 gram olmalidir. 1200 kalorinin uzerindeki diyetlerde ise bu miktar agirligin her kilosu icin 0.8 gram olmalidir. Proteinli gidalar kisiyi daha fazla tok tutar ve mide bosalmasini geciktirir. Bu nedenle zayiflarken izgara veya haslama beyaz et yemegi ihmal etmemek gerekir. Bu et yemeklerinin yanina patates puresi yerine bezelye, kuru fasulye (3-4 kasik) ilave etmek ve bol salata yemek faydali olur.
Bir Davete Giderken Ne Yapmali?
Yemekten bir saat once hafif bir seyler yiyin; bu yogurt veya bir elma olabilir. Yemekten once gelen zeytinyagi veya tereyagini gormezden gelin, ekmege surmeye veya ekmegi bandirmayi hic dusunmeyin. Hatta hic getirmemelerini istemeniz daha dogrudur. Yemekten once bir bardak su icin ve yemege salata ile baslayin. Ana yemekten once gelecek olan meze veya ara sicaklardan sebze olanlarini tercih edin veya bunlari yemeden ana yemek gelinceye kadar bekleyin. Et yemeklerinin yaninda mutlaka sebze yiyin. Yemegin sonunda tatli degil meyve yemeye calisin.
Tatlandirici Kullanimi
Tatlandirici kullanimina pek sicak bakmiyoruz. Ne de olsa kimyasal bir maddedir. Ancak mutlaka kullanmak isteyenler icinde aspartam bulunan tatlandiricilardan gunde en fazla 8-10 tane kullanabilirler. Bitkisel bir tatlandirici olan stevya veya splenda da kullanilabilir. Mumkunse tatlandirici kullanmadan cayinizi icmeye calisin.
Kilo Verdikten Bir Sure Sonra Kilo Kaybi Durunca Ne Yapmali?
Diyetle ortalama kilo kaybi hafta 1 Kg’dir. Ilk haftalarda bundan daha fazla kilo kaybi olmussa kiloda sik araliklarla bir durma olabilir. Bu nedenle diyete devam ediniz. Bunun disinda patates, pirinc, makarna, kuru yemis gibi gidalari azaltiniz ve yediginiz porsiyonlari gozden geciriniz. Yaptiginiz kacamak veya atistirmalar varsa onlari kesiniz.
ARA OGUNLERDE BADEM YEMEK ZAYIFLATIR
BADEM VE ZAYIFLAMA
Badem ara ogunlerinde yendigi zaman tokluk hissi yaratarak kilo verilmesine katkida bulunuyor. Yapilan yeni bir klinik calismada gunde 50 gram badem yiyen ve bunu 40 defa cigneyen kisilerde tokluk hissinin daha fazla oldugu ve daha kolay kilo verdikleri ortaya kondu.
BABEMDE BULUNAN FAYDALI MADDELER?
1. Bademde E vitamini bulunur
2. kalp ve damarlara faydali omega 6 yag asitleri vardir
3. Vitamin B17 yani AMIGDALIN vardir. Amigdalin 1830’da kesfedilmis ve 1845 yilinda Rusya’da kanser tedavisi icin kullanilmistir. Amerikan Ilac ve Besin Orgutu tarafindan kanser tedavisinde kullanilmasi kabul edilmemistir. Amigdalin bir bitki bilesigidir ve icinde seker ve siyanadin vardir. Amigdalin cig ceviz ve bademde ve bircok meyvede bulunur.
4. Kalsiyum vardir
5. Magnezyum vardir
6. Cinko vardir
7. Manganez vardir
8. Molibden vardir
9. Potasyum vardir: bir avuc bademde 211 mg potasyum vardir
10. Bakir vardir
11. Konezim Q10 vardir.
12. LDK kolesterolu azaltir ancak trigliseridi artirir.
Badem ve Ceviz:
Yakin zamana kadar ceviz ve bademin yagli olmalari nedeniyle sagliga zararli oldugu sanilirdi. Yapilan arastirmalar ceviz ve bademin sagligimiz icin cok faydali oldugunu gosterdi. Ceviz ve bademdeki yaglar sagliga faydali yaglardir. Duzenli olarak haftada en azindan 5 defa ceviz veya badem yiyenlerde koroner kalp hastaligi daha az gorulmekte ve kalp krizinden olum % 48 oraninda azalmaktadir.
Klinik calismalar badem yiyenlerde kan total kolesterolunde %4-12 oraninda, LDL-kolesterolunde ise %6-15 oraninda dusme oldugunu saptamistir.
Cevizle yapilan arastirmalar ceviz tuketimin total kolesterol ve LDL kolesterolu azalttigini gosterilmistir.
Cevizde bulunan besin ogeleri ve faydalari sunlardir:
Cevizde omega 3 yag asitleri yani alfa linolenik asit (ALA) vardir ve bu yag asiti kalp krizine karsi koruyucudur ve kalp atim bozukluklarini onler Avuc ici kadar ceviz 2 gram ALA (omega -3 yag asiti) saglar
Icinde bulunan folat, E vitamini ve potasyum kalp hastaligina karsi korur
Cevizde steroller adi verilen maddeler ve posa vardir ki, bunlar kolesterolun bagirsaklardan emilimini onleyerek kanda kolesterol yukselmesini onler.
Cevizde magnezyum, manganez ve bakir vardir ve bunlar antioksidan etki yaparak bizi hastaliklardan korur.
Cevizde bukunan Ellagic asit (flavonoid) isimli bir madde bizi kansere karsi korur.
Badem ve ceviz yiyenlerde Tip 2 seker hastaliginin gorulme sikligi azdir. Diger bir deyimle hastaligin ortaya cikmasini engeller
Badem kalp sagligi, kilo kontrolu ve daha fazla faydalari olan bir besindir. Badem kalori olarak yogun olmasina karsin saglikli yag, kas yapici proteinler, dogal lif, bakir ve magnezyum gibi mineraller ve antioksidanlar icerir. Badem yiyenlerde kilo kontrolunun daha iyi oldugu saptanmistir. Ara ogunlerde birkac badem yemek sizi tok tutar, acligi onler ve uzun surede daha az yemeye neden olur. Badem icinde saglikli yag sayesinde kalp hastaligina karsi korudugu gibi safra tasi olusmasini onler ve kanserden korur. Badem yiyenlerde LDL kolesterol denilen zararli kolesterolde azalma olmaktadir.
Ortalama 28.3 gram bademde ( ortalama 23 badem) bulunan besinler
* Kalori: 163
* Total yag: 14 gram
o Doymus yag: 1 gram
o Tekli doymamais yag: 9 gram
o Coklu doymamais yag: 3.5 gram
o Trans yag: 0 grams
* Total karbonhidrat: 6 gram
o Fiber: 3 gram
o Seker: 1 gram
* Protein: 6 gram
* Vitamin ve mineraller
o Vitamin A: 1.4 IU
o Lutein ve zeaxanthin: 0.3 mcg
o Vitamin E: 7.3 mg
o Folate: 8.2 mcg
o Tiamine: 0.1 mg
o Riboflavin: 0.2 mg
o Niacin: 1.1 mg
o Kalsium: 70 mg
o Magnesiyum: 78 mg
o Demir: 1.2 mg
o Fosfor: 134 mg
o Sodyum: 0.3 mg
o Potasyum: 206 mg
o Cinko: 0.9 mg
o Bakir: 0.3 mg
o Selenyum: 0.8 mcg
Ceviz, badem veya yerfistigi yiyenlerin bir kisminda allerji gelisebilir.
Bir avuc ceviz veya badem yaklasik 160 kalori sagladigindan diger gidalardan bu oranda kalori azaltmasi yaparak yenmelidir. Aksi takdirde kilo alimi olur. Ozellikle patates cipsi veya seker yerine badem yiyiniz. Et yiyemiyorsaniz proteini badem veya cevizden alabilirsiniz. Boylece fazla kalori almazsiniz.
Antep Fistigi:
Antep fistiginda demir, folat, potasyum, pantotenik asit, niasin, riboflavin, cinko ve steroller gibi sagliga faydali vitamin ve mineraller vardir. Bu maddeler kandaki LDL kolesterolu azaltir. Antep fistiginda yaglar % 67’sini olusturur. Bu yaglar sagliga faydali yaglardir.
Findik:
Findikta % 66 oraninda yag vardir. Bununla birlikte bu yag doymamis yaglardan olusur ve sagliga faydalidir. Findikta bulunan yagin %70-75’ni tekli doymamis yaglar, geri kalanini coklu doymamis yaglar olusturur.
SAGLIKLI ARA OGUN NEDIR?
Beslenmede en onemli ilke 3 ana ogun 3 ara ogun yemektir. Yani kahvalti, saat 10.30’da ara ogun, ogle yemegi, ikindi ara ogun, aksam yemegi, gece saat 22.00 de ara ogun almalidir.
Bazi kilolu kisiler ise diyete basladiktan sonra, bas donmesi ve aclik ataklari ortaya ciktigi icin diyeti birakirlar. Bunun nedeni kan sekerinin dusmesidir. Kan sekerinin dusmesini onlemek icin, tam tahil urunleri (tam bugday ekmegi, cavdar gibi), sebze ve meyve yemelidir. Bu kisiler diyet yaparken uc ana ogun uc ara ogun yemek yemelidirler.
* Ara ogunlerde biskuvi yerine elma , 3-4 tane ceviz, badem veya yer elmasi yiyin.
Ara ogunlerde asagidakilerden birini seciniz.
1.Bir portakal veya bir elma veya bir armut
2.Yagsiz yogurt
3.Bir bardak sut
4. 5-6 Kuru kayisi
5.Bir avuc kuru uzum
7.Bir kulah dondurma
8. Bir avuc badem
9. Bir avuc yesil erik, cilek, kiraz, visne
Bunlari yemeyin
1.Yuksek GI’li gidalar (hamur isleri, pasta, kek, kurabiye)
2. Yagda kizarmis, kavrulmus veya sos ilave edilmis yiyecekler
3. Tum yagli gidalar ( kaymak, krema, mayonez, margarin)
4. Icerigi bilinmeyen hazir gidalar
5.Hazir meyve sulari, bunlarin yerine meyve yiyiniz
6.Tatlandiricilar, bunlar istahi artirabilir
7.Kahve ve kafein
8.Alkol azaltin, haftada bire indirin
9.Gazoz, kola icmeyin yerine su iciniz.
Çar 28 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok

Kilo almayı engelleyen faktörler nelerdir?
Hormonal sebepler
Parazitler
Vücuttaki emilim bozukluğu
Yetersiz beslenme
Psikolojik sorunlardan ötürü yaşanan iştahsızlık
Eğer herhangi bir rahatsızlık yoksa ve de kilo alamama sorunu varsa bu durumda yapılacak şey günlük kalori miktarını artırılmasıdır. Kişinin kendi özellikleri gözönüne alınarak kilo aldırıcı beslenme programı hazırlanır. Günlük olarak ne kadar kalori ihtiyacının oldugunun tespit edilmesi ve de ekstradan 500-1000 kalori eklenmesiyle günlük beslenme programı hazırlanır. Örneğin bir kişinin normal günlük enerji ihtiyacı 2500 kaloriyse kilo artışı sağlamak için bunu 3000-3500 e çıkarmak gerekir. Bu yüzden günlük olarak tüketitğiniz besinlerin ne kadar kalori içerdiğini bilmeniz gerekir. Kilo alma diyetleri için bir diyetisyen yardımı da alabilirsiniz.
Metabolizma hızı gündüz daha hızlı çalışırken akşam saatlerinde yavaşlamaya başlar. Bunun anlamı akşam saatlerinde tüketilen besinlerin kiloya dönüşmesinin daha kolay olacağıdır.
Sıvı şekilde kalori alımı daha kolay gelebilir. Yüksek kalorili beslenme için katı gıdaları tüketmekte bazen zorlanılabilir.Bu durumlarda ek kalori alımı için sıvı besinler tercih edilebilir. Eczanelerde satılan karbonhidrat içerikli kilo aldırıcı tozlar ile kilo almak bu sorun için yardımcı olabilir.
Kilo aldırıcı kas yapıcı protein karbonhidrat karışımı olan sporcu ürünleri de özellikle vücut geliştirmek isteyenler tarafından tercih edilmektedir.
Egzersiz yapmak iştahın açılmasına yardımcıdır aynı zamanda egzersiz yaparak kilo almak yağlanma olmadan kilo artışını sağlar.
Sağlıklı kilo alma için tüm besin gruplarını içeren yiyecekler günlük beslenme de yer almalıdır.
Kilo aldırıcı şifalı bitkiler
Kilo aldırıcı bitkiler varmıdır? Bitkiler kilo aldırmaz ama iştah açıcı etkileri nedeniyle bazı bitkiler kilo almaya yardımcıdır. Frenk kimyonu, kişniş, pelinotu, anason, kereviz tohumu ve kakule iştah açıcı bitkilere örnek olarak belirtilebilir.
Kilo aldırıcı vitaminler
Kilo aldırıcı vitamin var mı? Vitaminler tek başlarına kilo aldırıcı etkiye sahip olmamakla beraber b vitaminleri ve demir minerali iştah açıcı etkisiyle kilo almaya dolaylı olarak yardım edebilir.
Kilo aldırıcı iğneler kilo aldırıcı ilaçlar var mıdır? Dr. önerisiyle kullanılan ve kilo almaya yardımcı olan bazı ilaç ve iğneler vardır. Yalnız bilinmesi gereken husus bunların hiçbirisi doğrudan kilo aldırmaz, kilo almak için günlük kalori miktarını yükseltmek gerekir. Vitamin ya da ilaç gibi şeyler gerekli kalori alındığı takdirde faydalı olur.
Kilo aldırıcı diyet programı herkesin kendi kişisel ihtiyacına göre hazırlanmalıdır.
Yemek sırasında ya da yemeklerden önce su içimeyin. Aksi takdirde bu çabuk doymaya neden olur.
Kısa zamanda kilo alma çabası yerine sabırlı ve yavaş bir şekilde kilo almayı tercih etmelisiniz.
Hızlı kilo almak için acele ve sabırsız şekilde başlayan kilo alma çabaları çoğu kez yarım kalır. Önemli olan 1 ayda kilo almak değil ideal kilonuza yavaşta olsa ulaşabilmek ve bu kiloyu korumaktır.
Kilo aldırıcı besinler – kilo aldırıcı yiyecekler
Kalorisi yüksek besinlerin kalori miktarları ;
100 gr bal 315
100 gr üzüm pekmezi 290
100 gr kuru kayısı 300
100 gr hindistan cevizi 600
100 gr ceviz 650
100 gr şam fıstığı 595
100 gr fındık 635
100 gr badem 600
100 gr zeytin (siyah) 205
100 gr Koyun sütü 135
100 gr Yağlı inek sütü 60
100 gr makarna 365
100 gr Soya fasülyesi 400
100 gr Alabalık 170
100 gr kaşar peynir 400
100 gr krem peynir 345
100 gr beyaz peynir 240
100 gr Tahin helva 515
1dilim Tiramisu 400
100 gr İrmik helvası305
1 tane Şekerpare 140
mantı 340 kalori
1 yemek kaşığı zeytinyağı 125 kalori
1 yemek kaşığı Pekmez 50
1 yemek kaşığı Mayonez 145
1 yemek kaşığı tereyağı 110
Kilo aldırıcı meyveler arasında ilk akla geleni muzdur. 100 gramlık bir muz yaklaşık 80-100 kaloridir. Yüksek kalorili meyve sularına örnek olarak üzüm, elma, ananas suyu gösterilebilir. Kalorisi yüksek meyvelerden avokadonun 1 adeti 190 kalori civarındadır.
1 bardak Üzüm suyu 135 kalori
1 bardak Elma suyu 92 kalori
Çar 28 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
Doğru beslenme : Selülitle başa çıkmak için doğru beslenmek ve kilonuzu korumanız gerekir. Öncelikle fast food tarzı bol kalorili ve yağ oranı yüksek hazır gıdaları mümkün olduğunca hayatınızdan çıkarmalısınız. Beslenme tarzınızı yeniden gözden geçirdikten sonra, tuz, şeker, yağ tüketimini minimum düzeye indirmelisiniz. Taze, yağsız, besleyici besinleri, sebze ve meyveleri, baklagilleri, bol lif içeren tahılları ve potasyum miktarı yüksek olan portakal, muz, karpuz, patates, havuç, avokado, bezelye ve fasülyeyi bol miktarda tüketmelisiniz. Şekerleme, hamur işi ve alkolden uzak durmalısınız çünkü alkol kanda yağa dönüşür ve vücutta birikir.
Masaj : Selülitle tedavide etkili bir başka yöntem de günde en az 5 dakika fırça ya da eldiven yardımıyla yapabileceğiniz masajdır. Kan dolaşımını hızlandırarak harekete geçirip, birikmiş yağ hücrelerinin atılmasını sağlayan masaja önce hafif hareketlerle başlayın. Parmak uçlarıyla yapılması gereken masajla birlikte antiselülit kremleri kullanırsanız gözle görülür bir düzelme elde edebilirsiniz. Bu arada saunaya gitmek de iyi gelecektir.
Egzersiz : Sürekli hareketsiz durmaktan dolayı oluşan deformasyon ve kan dolaşımındaki bozukluğu ortadan kaldırmak için spor yapmak gerekir. Özellikle selülit tedavisinde yürüyüş, jogging, yüzme, tenis, jimnastik gibi sporların yapılması son derece etkilidir. Nefesi hızlandıran ve minimum 20 dakika süren aktiviteler yağları yakıcı fayda sağlar.
Antiselülit kremleri : Doğrudan doğruya yağ hücrelerini harekete geçiren ve hücrelerin içini boşaltmayı sağlayan antiselülit kremleri de, selülitle karşı girişilen kişisel savaşta önemli rol oynar. Bu kremleri kendinize yapacağınız masajla birlikte uygularsanız, kremin daha çabuk emilerek daha etkili olmasını sağlarsınız.
Su : Yağ dokularını, zehirli ve atık maddeleri vücuttan atmak için bol su içmeniz gerekir. Uzmanlar selülit oluşumunu engellemek, cildin sağlıklı ve güzel görünmesini sağlamak için günde en az 1.5 litre su içmek gerektiğini belirtiyorlar. Ancak bu, herkes aynı miktarda su içecek demek değildir. Çünkü her insanın gereksinim duyduğu miktar değişir.
Çeşitli madenler : Potasyum, demir ve magnezyum gibi maddeler dokuları sıkılaştırarak, selülit oluşmasını engellemektedir. Kahve içmeyi bırakıp onun yerine bitki çayları içmeye başlamalısınız. Ayrıca vitamin ve mineral alın. A ve E vitaminleri deriyi düzgünleştirir, magnezyum metabolizmayı harekete geçirir, fosfor ve silisyum dokuları kuvvetlendirir.
Enzimler : Yağ yakıcı etkileri olan enzimler, yiyeceklerin yağ hücrelerinde depolanmadan naklini sağlarlar. Elmada bulunan bu enzimlerin etkili olması için elma yerken ağızda çok fazla çiğnemek gerekir.
kaynak:http://www.adirondackmassage.com/selulit_tedavisi.html
Çar 28 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
Selülit nedir? Selülit nasil olusur? Selülite neden olan sebepler nelerdir? Selülit tedavisi var midir? Varsa selülit tedavisi nasil yapilir? Selülit derinin alt tabakasinda, yag dokusunun hemen çevresinde olusan ve derinin üst bölümünde pütür pütür görüntü birakan bir hastaliktir. Kadinlarin korkulu rüyasi olan ve bir güzellik kusuru olarak kabul edilen selülit e karsi önlemler alinmalidir. Selülit tedavisi ve beslenme: Beslenme ne kadar fazla tek yönlü olursa, selülite o kadar çabuk aday olursunuz. Özellikle de fast fooda ve hazir yemeklere karsi olan egilimimiz dokulari kötü yönde etkiliyor. Hayvansal yaglar, seker ve tuz da en kötü düsmanlarimiz. Bunlar yag hücrelerini sisiriyorlar, dokularda su yapiyorlar ve vücudun atiklardan temizlenmesini önlüyorlar. Özellikle de yaglar doyma hissini büyük ölçüde etkiliyor.
Örnegin, mayonezli patates salatasi veya kizartmasi yerken \”doydum\” sinyali karbonhidratli bir ögünden (örnegin spagetti) çok daha geç gelir. Sonuçta daha fazla yeriz ve dokulardaki yag depolarini asiri derecede besleriz. Hücreler sekilsiz bir kütle haline gelir ve on kat daha büyür. Bu nedenle yemek listenizde taze, yagsiz ve besleyici maddeleri fazla olan yiyecekler bulunmalidir.
Meyve, sebze, kepek, çavdar ürünleri ve baklagiller gibi. Bu besinlerde bir yanda dokulari atik maddelerden temizleyen, öte yanda hücrelere besleyici maddelerin naklini çabuklastiran fazla miktarda potasyum vardir. Portakal, muz, karpuz, avokado, havuç, salgam, fasülye, bezelye ve patates fazla miktarda potasyum içerirler.
√ SELÜLIT TEDAVISI ve CILT BAKIMI : Günümüzün yeni antiselülit kremleri deriye hemen giriyor ve dogrudan dogruya yag hücrelerini etkiliyor. Etkili maddelerin bazilari yag depolarini bloke eder, bir kismi trafik polisi gibi etki yapar, yag alimini ve naklini ayarlar. Bas aktörlerin biri de kafeindir. Kafein yagiayristiran enzimleri harekete geçirir ve bununla birlikte lenf akisini kolaylastirir.
Su en iyi temizleyici maddedir. Bol su içmek dokulari zehirli ve atik maddelerden temizler. Ayrica kalsiyum, potasyum, demir ve magnezyum gibi maddeler dokulari sikilastirirlar. Bunlarin etkisini disaridan kullanilan antiselülit ürünleri kuvvetlendirir. Ayni zamanda vücudun atiklardan temizlenmesinde de etkili olur.
√ SELÜLIT TEDAVISI ve MASAJ : Selülitte özellikle de etkili olan insanin kendi yaptigi drenajdir. Bu nedenle kendi kendinize su masaji yapin: Masaja oksama hareketleriyle baslayin. Üst uyluklara önce bir, sonra iki elinizle yumusak bir sekilde asagidan yukari dogru kalçalariniza kadar masaj yapin.
Daha sonra derinizi sikistirmadan bas ve isaret parmaklarinizin arasina alin ve yogurur gibi masaj yapin ve bu arada dizlerin iç tarafini unutmayin. Antiselülit kremlerinin dokulara etkisi, daha önce masaj yapildigi takdirde iki kat daha fazla olur. Nedeni, lenf ve kanin harekete geçmesidir.
√ SELÜLIT TEDAVISI ve DURUS : Yüksek topuklar, yanlis yürüme hareketleri, kambur oturma… Bunlar selülite yol açan nedenlerdir. Çünkü bu saydiklarimiz toplardamarlarda ve lenf damarlarinda kanin geriye dogru akisini olumsuz yönde etkilerler.Özellikle de yanlis bir oturma seklinde iç organlar sikisir. Sonuçta zehirli maddeler vücuttan o kadar çabuk çikmaz ve atik maddeler dokularda toplanir. Ve deri gevser, çukurlar olusur.
Bu nedenle her zaman sunu düsünün: Karin içeri, gögüsler disari. Dik durma vücudu uzatir ve daha zayif görünürsünüz. Oturus için de ayni sey geçerlidir: Durus hatalarini bilinçli olarak dengelemek için sirt egzersizlerinin yarari vardir. Haftada iki kere jogging ve bisiklete binmeyle buna yardimci olun.
√ SELÜLIT TEDAVISI ve ENZIMLER : Enzimler tam bir yag yiyicidirler. Bu enzimler elmada vardir ve yiyeceklerin hiçbir engelle karsilasmadan degerlendirilmesini ve nakledilmesini saglarlar. Böylelikle yag depolarinda daha az birikirler. Elmayi iyice çigneyin, çünkü enzimlerin faaliyeti agizda baslar.
√ UZMAN YARDIMIYLA SELÜLIT TEDAVISI : Çesitli etkili yöntemlerle selülit artik kesinlikle tedavi ediliyor. Selülit tedavisinin tibbii tedavi sekilleri
○ Tibbi masajlar : Selülit tedavisinin en önemli ayagi masajdir. Çünkü masaj kan ve lenf dolasimini harekete geçirir ve dokularin taze oksijen ile dolmasini saglar. Selülit tedavisinde etkili olan iki tür masaj vardir. Dolasim masajlari: Kan ve lenfatik dolasima yöneliktir. Bu masaj deri alti kan dolasimini aktive ederek, dokunun canlanmasini saglar. Lenfatik drenaj masajlari: Bu masajlar özellikle lenf dolasimi üzerinde etkilidir. Masajin, hem elle, hem de aletle uygulanan sekilleri vardir. Elle olan daha yüzeysel olurken, aletli masajin derinlemesine bir etkisi vardir. Her iki masaj sonunda hücrelere bolca oksijen gider ve toksinlerin vücuttan atilmasi kolaylasir.
○ Akupunktur: Organizmanin degisik fonksiyonlarinin hepsinin kumandasi kulakta bulunur. Akupunktur ile bu fonksiyonlar harekete geçirilir. Bu fonksiyonlarin arasinda su birikmesine neden olanlar da aktive edilir.
○ Ozon terapi-Ozon banyosu: Ozon terapi, hücre oksijenlenmesini baz alarak, basarili bir sekilde selülit tedavisinde de uygulanir. Artiklarla dolu olan selülit hücrelerini oksijen ile temizlemeye yönelik bir programdir. Ozon terapi bir kabin içerisinde gerçeklesir. Bu sirada ozon buharin epiderm tabakaya kadar girip o bölgenin oksijen ile dolmasini saglayarak, dokusal kan dolasimini aktive eder.
○ Lazer terapi: Lazer terapi ikiye ayrilir; soguk lazer ve sicak lazer. Soguk lazer, helyum neon lazer olarak da anilir, selülitli bölgedeki hücreler üzerine uygulanir. Lazer, burada hücreleri geçerek degisimleri hizlandirip, o bölgede su tutulmasini engeller. Sicak lazer, selülitin olustugu hareketsiz bölgeye uygulanarak, orada bulunan dokularin dolasimini saglar.
○ Ultrason: Kadindaki hemen hemen farkedilemeyecek kadar küçük yaglari bile derinligine yakalayip, parçalamayi basarir. Daha fazla yaglanmanin oldugu bölgelerde de daha derine gidilerek lenfleri uyarir ve yine parçalar.
○ Basinç terapisi: Bu metodda bacaklar sarilir. Hava basinci ile çalisan bir odaya girilir. Çok dikkatlice yavas yavas, hava basinci azaltilir. Bununla da lenfatik dolasim ve kan dolasimi harekete geçer. Tabi burada önemli olan kisiye özel bir programlama yaparak, herkesin ihtiyaçlarina uygun bir tedavi uygulamaktir.
○ Mezoterapi: Bu yöntemde, sivi haldeki ilaçlarin siringa darbeleriyle uygulanmasi esastir. Daha yeni bir versiyonu da homeopati yöntemini kullanarak, tahmin sistemini çalistirmak ve öngörüden yararlanarak uygulama yapmaktir. Hiç yan etkisi olmayan naturel maddelerden faydalanilir. Bu yöntem, kan toplanmalarini da önler.
○ Lipoelektro: Bu, uzun ignelerden yararlanmak suretiyle yapilan bir yöntemdir. Uzun, çok ince uçlu ve keskin ignelerle uygulanir. Elektro ile yagli bölge arasinda bir baglanti kurulur. Çok düsük düzeyde çalistirilarak, selülitli bölge üzerinde çalisilir. Bu bölge üzerinde, düzenli ve sik araliklarla islem yapilir. Igne, selülitli bölgedeki yaglari parçalar ve yaglari ortaya çikartir ve asiriya kaçmadan bunlar bosaltilir
kaynak:http://www.draligus.com/162-selulit-tedavisi-guzellik-cilt-bakimi.html
Çar 28 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
Selülit derinin alt tabakasında, yağ dokusunun hemen çevresinde meydana gelir. Oluşan selülitler derinin üst bölümünde pütür pütür bir görüntü bırakır ve fiziksel olarak kendine güvensizliğe sebep olur.
Yağ hücrelerinin fazla yağı depolamasının ve östrojen hormonunun da etkisiyle bu hücreler genişler. Kan dolaşımı giderek yetersizleşmeye başlar. Yağ hücrelerinin genişlemesi ise yağ dokusunun aşırı yayılması demektir. Bu yayılma deri altı bağ dokusunu da etkileyerek vücudun normalden daha fazla su tutmasına ve dolayısıyla da kan dolaşımının zayıflamasına neden olur. Vücut kan dolaşımındaki zayıflamayla birlikte, dokulara eskisinden daha az oksijen ulaşmayla başlar. Bunun sonucu dokular elastikiyetini kaybeder ve cilt yüzeyi pürüzlü bir görünüm almaya başlar.
Kilo vermenin formülü belli, ama…
Şimdiye kadar pek çok kadın kilo vermenin formülünü, gazete ve dergilerden öğrendi : kalorisi düşük yiyecekler yemek, bol bol hareket etmek ve aldığınız kaloriden daha fazlasını harcamak. Ancak tüm bunlar, bazılarımız için, pürüzsüz ve formda görünen bir vücuda sahip olmak için yeterli olmuyor. Fransa da kozmetik uzmanlarınca, ilk olarak 1950 li yıllarda ortaya atılan selülit sözcüğü, bir deri hastalığı olarak adlandırılıyor. Günümüze kadar selülitin, kozmetik dünyası tarafından ortaya atılan bir aldatmaca mı, yoksa tüm kadınların kaderi mi olduğu tartışmaları devam edip duruyor. Kimi uzmanlar, selülitin bir tıp hastalığı olmadığını, kozmetik tedavilerin arttığı günümüz koşullarında ortaya atılmış bir uydurmaca olduğunu ileri sürüyorlar. Bilinen bir gerçek var ki, o da zayıf, şişman pek çok kadının, kalça ve baldır çevresindeki, çıkıntılı görüntüden oldukça rahatsız olduğu.
Selülitler bir gecede ortaya çıkmaz
Selülitlerinizin bir gecede ortaya çıkmadığı malum. Uzmanlar sağlıksız yaşam -koşullarının, dengesiz beslenme, fazla alkol alma, sigara tiryakiliği ve bedensel hareketsizliğin, uzun vadede selülitin vücutta yerleşik hal almasına neden olduğunu söylüyorlar. Hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde, hormonal seviyelerde meydana gelen iniş çıkışlar da diğer sorumlu faktörlerden. Araştırmacı bilim adamları, kadınların bu dönemlerde duygusal yönden oldukça hassaslaştığını, stresle başa çıkmanın ise, hormonal değişimleri en aza indireceğini söylüyorlar. Çünkü strese girdiğiniz anlarda, vücut savunma sisteminiz harekete geçiyor ve bazı hormonlar normalden fazla salgılanıyor. Vücudun su toplanma oranının artmasıyla, selülitlere zemin hazırlanmış oluyor. Kısacası, selülitlerinizden kalıcı olarak kurtulmak istiyorsanız, daha az stresli bir yaşama ve bazı alışkanlıklarınızı değiştirmeye ihtiyacınız var.
TÜM SELÜLİT TEDAVİLERİ
Mezoterapi
Mezoterapi orta deri tedavisi anlamına geliyor. Deriye belirli açılardan birçok iğne batırıldıktan sonra bağışıklık sistemini harekete geçirme esasına dayanıyor. Bu tedavinin selülitlere ne kadar etkili olabileceği hakkında, mezoterapist Halim Küçükay şunları söylüyor: “Damar uçlarını, özel ilaçlarla uyararak kan dolaşımı hızlandırıyoruz. Duyarlı sinir uçlarının uyarılması, deri altında damar açıcı reaksiyon meydana getirir. Açılmış kılcal damar uçlarına verilen, selüliti giderici ilaçlar, doğrudan sorunlu bölgeye etki ederler. Bu tıpkı, hastalıklı bir yaprağı kurtarmak için, ilacı ağacın köküne değil de, hasta olan yaprağa enjekte etmeye benzer. Böylece sağlam yapraklara zarar verilmeden, hastalıklı yaprak kurtarılmış olur. Mezoterapi, sonuçlarının hızlı ve kesin olması, ilaçların küçük dozlarda kullanılması nedeniyle selülit tedavisinde, bayanlan arasında en çok tercih edilen metodlardan birisidir.”
Akupunktur
Akupunktur tek başına selülit sorununu gidermeye yeterli değil. Ancak şişmanlıkla birlikte çoğu kez sinirsel bir faktör de söz konusu olduğundan, akupunktur iyi bir yardımcı tedaviyi teşkil edebiliyor. Organizmanın pek çok kumanda sisteminin, kulakta bulunması ilkesinden yola çıkan akupunktur, özellikle su tutulması olayında etkili olabiliyor. Hormonal düzensizlikleri gidermek için genital noktalara, iştahı azaltmak için de oburluk noktasına uygulama yapılıyor. Ancak bazılarından duyduğumuz gibi, “akupunktura gittim, 10 kilo verdim, selülitlerimden de kurtuldum” gibi sözlere aldanarak, akupunkturdan mucize beklemek tamamen yanlış olur. Fazla kilolarından kurtularak selülit sorununu hafifletmek isteyenler için, bazı doktor telefon numaraları :
Selülit Masajı
Selülit tedavisinde masaj oldukça önemlidir. Ancak bunun yanısıra rejim uygulanmadan, deneyimsiz ellerde sert ve oldukça kuvvetli uygulanan masajlar, yarardan çok zarar getirir. Selülitli bir cildi “yoğurur” gibi aşırı bastırarak yağ hücrelerini ezmek onları yok etmeye yaramaz. Doğru bir selülit masajı yüzeyde kalmalı ve acı hissi vermemelidir. Bu tür uygulanan bir tıbbi masaj, ancak deneyimli uzmanlar tarafından gerçekleştirilebilir. Derialtı kan dolaşımını iyileştirerek, damarların çapını daraltılır. Kanın damarlarda ilerlemesinde kas kasılmalarının önemi büyüktür. Selülit damarların çapını daraltarak kanın bacaklardan düzenli olarak akmasını sağlar. Ayaktan başlayarak yumuşak ve hafif hareketlerle diz, baldır ve kalçalara kadar devam edilir. Böylece bozuk kan dolaşımının yeniden düzenlenmesiyle, hücrelere daha iyi oksijen gitmesi ve toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlanır.
Lenfatik Drenaj Masajı
Lenfatik drenaj masajı elle veya lenf drenaj makinası ile uygulanıyor. Elle yapılan masaj, derinin önce hafif harekete geçirilmesini sağlıyor. Yapılan hareketler damarlardaki lenfatik akışı itiyor. Belirli noktalara parmaklarla bastırıldığında, kullanılmış lenfler atılarak yenileri oluşuyor, bu da o bölgedeki kan dolaşımının, hiç bir güç kullanılmadan hızlanmasını sağlıyor. Lenfdrenaj makinası ise, vücutta lenfatik sistem adı verilen, hücreleri besleyen beyaz sıvı dolaşımı hızlandırıyor. Bu aletin ayrıca kas sistemi üzerinde de olumlu etkisi var. Makinanın yaptırdığı tüm hareketler damarlardaki lenfatik akışı itiyor ve lenfatik sistemin düz kaslara ait kısmına etki yapıyor. İnsan organizmasını içi su dolu bir küvete benzetirsek, geliş filtrasyonunu atar damar sistemi, boşalma ve emilip dağılmayı da toplar damar sistemi teşkil eder. Lenfdrenaj, kanda dolaşan serbest yağ asitlerin, kolayca yakabilecek hale getirilmesini sağlıyor.
Selülit tedavisinde dikkat etmeniz gerekenler;
1- Günlük 1 – 1,5 litre su içmeye gayret edin.
2- Tuz ve tuzlu gıdaları kısıtlayın, günlük 0,5 gr. dan daha fazla tuz almayın ve diyet tuzu tercih edin.
3- Yemek aralarında birşey içmemeye özen gösterin.
4- Sabah kahvaltıdan önce ve gece yatarken 2 bardak su için.
5- Alkollü içecekler, kola, nescafe, kahve, oralet ve bozadan mümkün olduğunca uzak durun.
6- Şekerli gıdalar ve tatlılardan uzak durun.
7- Patates, pirinç, elma, havuç su tutucu gıdalardır, bunlardan tüketmemeye gayret edin.
8- Dil peyniri hariç diğer peynirleri suda bekleterek yiyin.
kaynak: http://www.hekimce.com/index.php?kiid=418
Çar 28 Ara 2011
Yazar: admin kategori:
Genel Yorum Yok
Selülit özellikle kadınlarda görülen,cilt dokusunda meydana gelen ve cilde “portakal kabuğu” görünümü veren değişimlerin tümüdür.Selülit bir hastalık ya da rahatsızlık değildir.Selülit, cilt altı yağ hücrelerinde yağın birikerek, dokularda suyun tutulmasıyla ortaya çıkan bir sorundur. Cilt altı yağ hücreleri arttıkça bu hücreleri tutan zarların şeklinde bir görüntü oluşur. Bu süreç kan dolaşımının azalması sonucu kronik bir hat alarak, bağ dokusunun metabolik atıklardan arındırılması, beslenememesi ve tıkanması sonucu doğrulur. Doku esnekliğini yitirerek, ilmksi bir hal alır. Estetiği son derece olumsuz etkileyen durum, egzersiz ve hatta en katı diyetlerle bile giderilemeyen selülitli bölgeler oluşturur. Birbaşka deyişle kan ve lenfatik dolaşımı etkilenen bölgede zaman içerisinde yağ hücre gruplarının arasında oluşan fibrotik bantlar deride çöküntülere ve portakal kabuğu görünümüne neden olmaktadır. Cilt elastikiyetini kaybeder.Selülit vücutta genellikle 3 ana evrede gözlenir:
Evre 1: portakal kabuğu görüntüsü sadece çimdiklemede veya sert bir yüzeye oturulduğu zaman belirir.
Evre 2: portakal kabuğu görüntüsü ayaktayken belirginleşir, yatar pozisyonda kaybolur.
Evre 3: portakal kabuğu görüntüsü ayakta veya yatar pozisyona bakmaksızın her zaman görünür.
LPG Cellu M6 Keymodule-i nedir?
Amerika Birleşik Devletleri’nin yetkin kurumu “Food & Drug Administration”ın selülit konusunda belge verdiği, dünyadaki tek cihaz olan LPG Cellu M6 keymodule i selülit tedavisinde yeni bir tedavi çağının öncüsü olarak bilinmektedir. Cellu M6 keymodüle yüksek teknolojiyle özellikle hypodermal yağ hücreleri üzerinde etkin pozitif değişiklikler sağlanmaktadır. LPG yöntemiyle selülit tedavisinde,cildin mikrodolaşımı yeniden sağlanarak bağ dokusunun kendini tamir etmesine yardım etmekte böylece cildin tonu ve görünümüne katkı sağlamaktadır.Selülitlere karşı mücadelenizde dostunuz, sağlığınızın kaynağı LPG, her yaşta kadının faydalanabileceği zamanın yıpratıcı etkilerini geri çeviren etkili bir selülit tedavi yöntemidir.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİ YENİ BİR YÖNTEM Mİ?
LPG ile selülit tedavisi onbeş yılı aşkın bir süredir kullanılmaktadır. LPG ile selülit tedavisi şimdiye kadar milyonlarca seansta kullanılmış olup, her geçen gün onbinlerce kadının selülit derdine deva olmaktadır.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİNİN ESTETİK AMAÇLI UYGULAMA ALANLARI
· Selülit tedavisi
· Vücut kontur düzeltmeleri,lokal inceltmeler,bölgesel zayıflama
· Sarkık derinin tonus ve elastikiyetini artırma
· Liposuction sonrası iyileşme sürecini hızlandırma ve düzensizlikleri ortadan kaldırma diğer estetik ameliyatlar sonrası skarların yumuşatılması ve düzensizliklerin giderilmesi
BOĞAZİÇİ TIP MERKEZİ MEDİKAL ESTETİK DEPARTMANINDA LPG ile SELÜLİT TEDAVİSİ NASIL UYGULANIR?
LPG ile selülit tedavisine başlamadan önce uzman doktor tarafından kişinin cilt muayenesi yapılır. Muayene doğrultusunda tespit edilen problemlerin (selülit, bölgesel yağlanma,gevşek deri, sarkık deri vb…) tedavisine yönelik bir program hazırlanıyor.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİ AĞRISIZ MIDIR?
Kişinin cilt hassasiyetine göre ayarlanan LPG ile selülit tedavisi hiçbir şekilde ağrıya neden olmaz. Uygulama tamamen ağrısız olmasının yanı sıra stres azaltıcı ve rahatlatıcı etki sağlar.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİNİN KİLO VERMEDE (ZAYIFLAMA DA ) FAYDASI OLUR MU?
LPG ile selülit tedavisi cildin kalite ve görünüşüne de etki eder: bu da belli oranda kilo vermeyi kolaylaştırabilir. LPG , zayıflama süreci hızlandırır,daha etkili şekilde kilo verilmesini sağlar ve cildin sarkmasını önler.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİ DİYETİN YERİNİ TUTAR MI?
Uygun bir diyetle sağlıklı kilo düzeyi korunurken, LPG ile selülit tedavisi vücut biçimi üzeride etki sağlar.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİ SPORDAN DAHA MI ETKİLİDİR?
Spor çok yararlı olmakla birlikte, selülite tek başına mücadele edemez. Sporu LPG tedavisiyle birleştirmek gerekir.
LIPOSUCTION YERİNE LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİ KULLANILABİLİR Mİ?
Liposuction teknikleri vücudun biçimi ve hacmine etki etmek üzere kullanılmaktadır. Selülit tedavisi ile ilgili bir etkisi yoktur ve cilt görünüşüyle ilgili problemleri gideremez. Sonuç olarak, LPG selülit tedavisi plastik cerrahiyi harika bir şekilde tamamlar.
LPG İLE SELÜLİT TEDAVİSİNİN ETKİNLİĞİ BİLİMSEL OLARAK KANITLANMIŞ MIDIR?
LPG yöntemiyle alınan sonuçlar önde gelen Amerikan ve Avrupa üniversitelerinde yapılan bilimsel çalışmalarda teyit edilmiştir. Selülitlere karşı mücadelenizde dostunuz, sağlığınızın kaynağı LPG, her yaşta kadının faydalanabileceği zamanın yıpratıcı etkilerini geri çeviren etkili bir tedavi yöntemidir. Zamanla dolaşım probleminin artması sonucu selülitin tipik görüntüsü olan portakal kabuğu görüntüsünün oluşması ve cildin elastikiyetini kaybetmesine yol açar. LPG yöntemiyle cildin mikrodolaşımı yeniden sağlanmakla bağ dokusunun kendini tamir etmesine yardım etmekte böylece cildin tonu ve görünümüne katkı sağlamaktadır.
SONUÇ
Haftada iki gün 35 dakikalık seanslar halinde uygulanan sırasında hastaya özel LPG kıyafetleri giydirilerek, Vücut şekli korunur.Derişim en ihtiyaç duyulan bölgelerde yaratılırken, tedavi gerektirmeyen bölgelerdeki deri tabakasında istenmeyen incelmeler önlenir. Dahası LPG, rahatlatıcı mesaj hareketiyle, stresinizi de alır.
Her yaş için uygun olan LPG özellikle yaşlanmanın etkilerini gidermekte birebirdir. İlerleyen yaşla birlikte, dolaşım bozuklukları iyice artmakta, selülitin ‘portakal kabuğu’ görüntüsü yerleşmekte ve cilt gevşemektedir. LPG ile selülit tedavisi yöntemi kılcal damarlardaki lokal dolaşımı arttırarak (local microcirculation) bağ dokusunu besler. Böylece cilde diri bir görüntü kazandırır.
kaynak:http://www.bogaziciestetik.com/Zayiflama-ve-Bedensel-Incelme/LPG-Selulit-tedavisi.html
Sonraki Sayfa »